Kurum kültürü yalnızca söylenen değerlerde, toplantılarda veya çalışan anketlerinde görünmez. Bazen en kritik veri; kimlerin ne zaman sustuğunda, hangi itirazların masaya gelmeden kaybolduğunda ve hangi soruların hiç sorulmadığında saklıdır.
Liderler, kurumlarının kültürünü çoğu zaman duyulabilen ve ölçülebilen şeyler üzerinden okumaya alışkındır. Kurumun nabzını görünür alanlarda ararlar. Bu göstergeler önemli olsa da kültürün tamamını yansıtmaz çünkü kültür söylenenler kadar söylenemeyenlerde yaşar. Toplantıda itiraz edilmeyen bir karar, gündeme getirilmeden ertelenen bir sorun, bire bir görüşmelerde dile gelen ama kalabalıkta kaybolan bir endişe, kurumun kültürü hakkında çok şey anlatır. Bu nedenle yeni nesil liderlikte kültürü güçlendirmek için daha fazla konuşma alanı açmaktan fazlasına ihtiyacımız var. Bunların başında kurumda hangi konuların neden konuşulamadığını, kimlerin hangi anlarda neden sustuğunu ve sessizliğin hangi kültürel maliyetleri sakladığını okuyabilmek gelir.
Sessizlik Her Zaman Ahenk Değildir
Bir kurumda sessizlik çoğu zaman rahatlatıcı bir işaret gibi görünebilir. Toplantıda itiraz yoksa kararın benimsendiği, ekipten güçlü bir karşı ses çıkmıyorsa hizalanmanın sağlandığı, çalışanlar sorun dile getirmiyorsa kültürün sağlıklı işlediği varsayılabilir. Ancak bazı durumlarda sessizlik uyum ve ahenk anlamına gelmeyebilir.
Kurumlarda insanlar yalnızca söyleyecek fikirleri olmadığı için susmaz. Sessizliğin sayısız sebebi olabilir; fikirlerinin dikkate alınmayacağını düşünmeleri, itirazın kişisel risk yaratacağını hissetmeleri, bazen de geçmiş deneyimlerden “bu konuda konuşmak bir şeyi değiştirmeyecek” kanısına kapılmaları nedeniyle susarlar. Düzen ve sakinlik ile karıştırılması olası bu sessizlik; öğrenmeyi, yenilenmeyi ve karar kalitesini zayıflatır.
Morrison ve Milliken’in örgütsel sessizlik üzerine yaptığı klasik çalışma, çalışanların kurumsal sorunlara dair görüş ve endişelerini dile getirmemelerinin yalnızca bireysel bir tercih olmadığını; kurumun değişim ve gelişim kapasitesini etkileyen yapısal bir meseleye dönüşebildiğini gösteriyor. Van Dyne, Ang ve Botero’nun bu davranışın ardındaki sebepleri irdeleyen çalışan sessizliği ve çalışan sesi üzerine yaptığı araştırma ise sessizliğin tek tip bir davranış olmadığını; boyun eğmek, korunma ihtiyacı, ilişkileri zedelememe arzusu gibi sebeplerden doğabildiğini ortaya koyuyor. Bu yüzden liderler, sessizliği peşinen bir onay olarak okuma yanılgısına düşmemeli. Bir kurumdaki en tehlikeli kültürel sinyal insanların itiraz etmeyi riskli veya anlamsız bulmasıdır.
Konuşulabilirlik Hafızayla Oluşur
Herkes profesyonel kariyerinde en az bir kez iyi niyetli şu cümleyi yöneticisinden duymuştur: “Kapım her zaman açık.” Bu cümle önemlidir ama tek başına kültür yaratmaz. Kurumlarda konuşulabilirlik, davetlerin ötesinde geçmişte konuşanlara nasıl davranıldığının hafızasıyla oluşur.
İnsanlar neyin konuşulabileceğini çoğu zaman resmi mesajlardan öğrenmez. Daha önce itiraz eden birinin nasıl karşılandığını, kötü haberi erken getiren bir çalışanın cezalandırılıp cezalandırılmadığını, farklı düşünenlerin dışlanıp dışlanmadığını, hatasını açıkça söyleyen bir ekibin gerçekten desteklenip desteklenmediğini izlerler. Sonra kendi seslerini buna göre ayarlarlar. Bu yüzden “geri bildirime açığız” demek ile geri bildirimleri taşıyabilen bir kültür yaratmak arasında ciddi bir fark vardır. İlki bir niyet beyanıyken, ikincisi tekrar eden deneyimlerle oluşan bir güven hafızasıdır.
Amy Edmondson’ın psikolojik güvenlik üzerine çalışmaları, ekiplerin öğrenme ve performans kapasitesinin yetkinlik kadar insanların soru sorarken, hata yaptıklarını söylerken, itiraz ederken ya da eksik gördükleri bir noktayı dile getirirken kendilerini ne kadar güvende hissettiklerinden de etkilendiğini gösteriyor. Ancak bu güven hissi yalnızca kariyer güvenliğiyle sınırlı kalmıyor. Bir fikrin gerçekten dinlenip dinlenmediği, itirazların savunmacı olmayan bir tutumla değerlendirilip değerlendirilmediği, riskleri ve sorunları dile getirenlere nasıl tutumlar sergilendiği de iletişim ortamının güvenliğini şekillendiriyor.
Sessizliğin Akustiğini Okumak
Liderlerin sessizliği farklı bir forma büründürmeye çalışmadan önce kurum içinde nasıl dağıldığını anlaması en sağlıklı gözlem ortamını sağlar. Sessizliği bozmak için yapılacak tepeden inme müdahaleler, kurum kültüründeki semptomları ortadan kaldırabilecekken kök nedenleri iyileştirmeyecektir.
Öte yandan sessizliği duymaya çalışmak hangi konularda odanın bir anda temkinli hale geldiğini, hangi ekiplerde herkesin uyumlu göründüğünü ama kararların ilerlemediğini, kimlerin kalabalık toplantılarda susup bire bir görüşmelerde açık konuştuğunu, hangi sorunların resmi gündeme girmeden koridorlarda, küçük gruplarda ya da özel mesajlarda dolaştığını ya da hangi soruların sıkça ertelendiğini öğrenme fırsatı yaratır. Bu sorular, liderlere kültürün görünen yüzünden çok işleyişini gösterir. Sessizlik her yerde aynı anlama gelmez. Bir ekipteki sessizlik güvenli bir düşünme alanı olabilirken, başka bir ekipte temkin, korku ya da yorgunluk anlamına gelebilir. Bir çalışanın susması kişisel tercih olabilir; bir grubun aynı konuda sürekli susması ise kültürel bir işarettir. İşte bu sessizliğin akustiğidir.
Bu okuma biçimi, liderlerin şirket kültürünü daha dikkatli ve az görünür sinyaller üzerinden izlemesini mümkün kılar. Toplantılarda dile getirilemeyen itirazı, anket skorlarının sakladığı tereddüdü, yüksek bağlılık göstergelerinin ardında biriken yorgunluğu ve sessiz kalan ekiplerin karar kalitesine etkisini görünür kılar. Bir kurumda sessizlik rastgele dağılmadığı için nerede yoğunlaştığı, kimlerde biriktiği ve hangi konuların etrafında tekrar ettiği kültüre dair en kıymetli ipuçlarını verir.
Sağlıklı Kültür Güvenle Sürtünendir
Sessizliği okumayı öğrenen liderlerin ilk refleksi, kurumu daha çok konuşturmaya çalışmak olabilir. Oysa kültürün ihtiyacı her zaman daha fazla ses olmayabilir. Herkesin her konuda sürekli konuşması sağlıklı bir kültür göstergesi değildir. Sağlıklı olan ise kritik konuların zamanında ve kişiselleştirilmeden konuşulabilmesidir. Bir itirazın sadakatsizlik gibi okunmadığı, kötü haberin sorun çıkarma olarak görülmediği, farklı görüşün ilişkiyi tehdit etmediği ortamlarda kurum öğrenmeye başlar.
Bu noktada ihtiyaç güvenli sürtünme ortamı yaratabilmektir. Güvenli sürtünme; fikir ayrılıklarının kurumu dağıtmadan, kişileri hedefe koymadan ve karar kalitesini zayıflatmadan taşınabilmesidir. Kültürün dayanıklılığı da çoğu zaman bu kapasiteyle ölçülür. Fazla uyumlu görünen organizasyonlar bazen riskleri geç duyar. Herkesin aynı fikirde görünmesi, konuşmanın algılanan risk ve maliyetine dair ortak bir hesabın sonucu olabilir. Liderlik açısından önemli olan, itirazı ve bir anlamda bireyselliği kültürel bir tehdit olmaktan çıkarıp öğrenme alanına dönüştürebilmektir.
Duyulmayanı Tercüme Etmek
Liderliğin önemli bir kısmı; stratejiyi anlatmak, hedefleri netleştirmek, ekipleri hizalamak, kararları sahiplenmek, kurumun yönünü tarif etmek gibi görünür olanı yönetmekle ilgilidir. Ancak kültürün daha derin katmanı çoğu zaman görünür alanda değil, söylenmeyenlerin biriktiği yerde şekillenir. Bu nedenle yeni nesil liderlerin asıl sorumluluklarına kurumda hangi seslerin neden çıkmadığını anlayabilmek de eklenmiş durumda. Sessizlik bu anlamda pasif bir boşluk değildir. Bazen henüz dile gelmemiş bir risk, bazen kaybedilen bir güven, bazen de kurumun karar kalitesini yükseltebilecek ama kendine yol bulamamış bir bilgidir. Liderin görevi bu sessizliği romantize etmek ya da hemen sese dönüştürmeye çalışmak yerine önce ne anlattığını anlayabilmektir.
Bir kurumda konuşulamayanlar zamanla kültürün sınırlarını çizer. Neyin söylenebildiği kadar, neyin söylenemediği de insanlara nerede durmaları gerektiğini öğretir. Bu sınırlar görünmezdir ama etkilidir; toplantıların tonunu, kararların kalitesini, çalışanların cesaretini ve kurumun öğrenme hızını belirler. Sessizliğin akustiğini okuyabilen liderler, kültürü yalnızca anlatılan değerlerin ötesinde kurumun temas etmekten kaçındığı gerilimler üzerinden de anlar. Bazen en kritik veriler zamanında duyulamamış bir itirazın bıraktığı boşlukta saklı olabilir.
Kapsayıcı, güvenli ve güçlü şirket kültürleri sessizlikte biriken bilgiyi duyabilen, güvenli sürtünmeye alan açabilen ve konuşulamayanı karar kalitesine dönüştürebilen liderler tarafından inşa edilebilir. Bunun için daha fazla ses kadar, sesin nerede neden kesildiğini anlayabilmek de gerekir. Bir kurumun geleceği, yüksek sesle söylenen vizyon kadar, zamanında duyulabilen ve anlamlandırılabilen sessizliklerle de şekillenir.
